Son günlerde sosyal medyada “köpek annesi” ifadesi bayağı tartışılıyor. Hatta bu ifadeyi kullanan bir reklam bile tepki gördüğü için yayından kaldırıldı.
İnsanların bir kısmı bunu çok doğal bulurken, bir kısmı ciddi şekilde rahatsız oldu.
Aslında burada ilginç olan şey sadece bir kelime değil gibi duruyor. Çünkü mesele gerçekten sadece “anne” kelimesi olsaydı, bu kadar büyük bir tartışma da çıkmazdı muhtemelen.
Psikolojide insanların bazen kelimelere değil, o kelimelerin temsil ettiği şeylere tepki verdiğini biliyoruz.
Ve “köpek annesi” ifadesi de bazı insanlar için yalnızca sevimli bir tanım değil; değişen yaşam tarzı, farklı aile biçimleri, yalnızlık, bağ kurma ihtiyacı ve aidiyet gibi birçok şeyi temsil ediyor olabilir.
Çünkü dürüst olmak gerekirse…
Birçok insan evcil hayvanıyla gerçekten güçlü bir bağ kuruyor.
Onu merak ediyor,
özlüyor,
iyi olsun istiyor,
başına bir şey geldiğinde kaygılanıyor,
eve döndüğünde ilk onu seviyor.
Yani mesele çoğu zaman sadece “hayvan sahipliği”nden biraz daha fazlası oluyor.
Ve psikolojik açıdan baktığımızda bu oldukça anlaşılır bir şey.
Çünkü insan zihni bağ kurmaya ihtiyaç duyar.
Bağlanma kuramı dediğimiz şey tam olarak bunu anlatır aslında:
İnsan yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da yakınlık arayan bir canlıdır.
Bu bağ bazen bir partnerle,
bazen aileyle,
bazen bir arkadaşla,
bazen de bir hayvanla kurulabilir.
Beyin için önemli olan şey çoğu zaman ilişkinin “türü” değil, o ilişkinin kişiye ne hissettirdiğidir.
Güven mi veriyor?
Sakinleştiriyor mu?
Yalnızlık hissini azaltıyor mu?
Koşulsuz kabul hissettiriyor mu?
Birçok insan için evcil hayvanlar tam olarak bunu sağlıyor.
Özellikle son yıllarda insanlar kendilerini giderek daha yalnız hissediyor.
Kalabalıkların içinde ama duygusal olarak izole yaşayan çok fazla insan var.
Bu yüzden bazı insanlar için evcil hayvanı, günün en sakin ve en güvenli ilişkilerinden biri haline gelebiliyor.
Yargılanmadığı,
rol yapmak zorunda kalmadığı,
kendisi gibi hissedebildiği bir bağ…
Belki de bu yüzden insanlar bu ilişki küçümsendiğinde kendilerini anlaşılmamış hissediyorlar.
Bir de işin başka bir tarafı var.
Psikolojide insanlar bazen kendilerinden farklı yaşam biçimlerini yalnızca “farklı” olarak değil, tehdit edici olarak da algılayabiliyor.
Özellikle toplumun “olması gereken hayat” kalıplarının dışına çıkan yaşam tarzları bazı insanlarda rahatsızlık yaratabiliyor.
“Köpek annesi” ifadesine verilen bazı sert tepkilerin altında da belki biraz bu var:
Kadının bakım verme duygusunu farklı bir yerde yaşaması,
çocuk sahibi olmamayı seçen insanların görünür hale gelmesi,
ya da klasik aile tanımının değişmeye başlaması…
Yani tartışma çoğu zaman gerçekten bir kelimeyle ilgili olmuyor.
Ama günün sonunda şunu unutmamak gerekiyor:
Bir insanın bir canlıyla kurduğu bağı küçümsemek yerine anlamaya çalışmak, psikolojik olarak çok daha sağlıklı bir yerden kurulan ilişkiyi gösterir.
Çünkü bazen insanlar için bir köpek gerçekten hayatın en güvenli bağı olabiliyor.
Bunu anlamaya çalışmak, alay etmekten biraz daha insani olabilir.
(Bu arada evet… Ben de bir köpek babasıyım 🙂
İzmir Alsancak’ta yüz yüze görüşme imkanı ile, avrupa akreditasyonuna sahip bir klinik psikolog ile süreci değerlendirmek için buradan randevu oluşturabilirsiniz.
İzmir psikolog seçimi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.